VEFATININ 33. YILINDA HİSARLI AHMET

                VEFATININ 33 ÜNCÜ YILINDA HİSARLI AHMET

         Hisarlı Ahmet Bey’le ilgili en sağlıklı bilgileri oğlu yüksek mimar ve saz sanatçısı Sayın Mustafa Hisarlı’nın babası için hazırlattığı ve derneğimize verdiği cd tanıtımındaki söyleşiden dinleyelim. (Son bölümde de K.İ.Y. Derneğimizin 9 Ocak 1989 tarihinde tertiplediği “Hisarlı Ahmet’i Anma Gecesi”ni anlatalım).

      Ben sanatçının hem oğlu hem de “babadan oğula” geleneğini TRT İstanbul Radyosu’nda saz sanatçısı olarak sürdüren Mustafa Hisarlı’yım. Sizlere aktaracağım bilgiler aile büyüklerimden, babamın ahbaplarından ve kendisinden dinlediklerim ile kendi gözlemlerimdir. Babam 1908’de “kale-i balâ” denen Kütahya ilinin çekirdeğini oluşturan Yukarı Hisar’da dünyaya gelmiş. Ayşe Hanım ile yemenici Mustafa Bey’in ikinci çocuklarıdır.  Çocukluğu ve gençliği babasının yanında çıraklık ve kalfalık yaparak geçmiş. Delikanlılık döneminde; gençlerin evlerde toplanarak sohbet ettikleri ve eğlendikleri “gezek”lerde üç telli bağlama ile tanışmış ve içindeki müzik aşkını fark etmiş, o devirde müzikle uğraşmanın gençleri haylazlığa iteceği düşünüldüğünden, babasından gizli “üç kile buğdaya bir bağlama almış”. Dedem bunu görmüş kırmış, babam gene almış, gene kırılmış. Sonuçta azmi sayesinde bağlamayı çabuk öğrenmiş. Sesinin güzelliği ve hançeresinin tatlılığı bağlamadaki üstün tekniği ve tavrı onu akranları ve ustaları arasında belirli bir yere getirmiş. O dönemler düğünler dışında gençlerin eğlenebildikleri tek yer olan gezekler öğrenme ve eğitme işlevi de yapardı. Örf ve adetler yaşanmış hikâyeler şeklinde anlatılır, bunlardan ders alınması sağlanırdı. Müzik ve oyun başladığında, sohbet bırakılıp, yenip içilmez, bağdaş kurulup yerlerde, minderlerde oturulduğundan ayak uzatılmışsa toplanılır, sessizce dinlenir ve seyredilirdi. Bu arada bu kurallara uymayan olursa onlara da hoş cezalar uygulanırdı. Hali vakti yerinde olana “git Yellice Dağı’ndan su getir” diye eline bir testi tutuşturulur. Fakir olan gence de örneğin bir tepsi baklava alma cezası verilirdi. Delikanlıların gezeklerine karşın genç kızlar da “kızlar içi” toplantıları yaparlar; buralarda kendilerinden bilgili ve tecrübeli ablalarından hayat hakkında bilgiler alıp türküler söyleyip oynarlardı. Askerlik çağı geldiğinde koltuk altına sakladığı üçtelli bağlaması ile kıt’asına teslim olan babama Topçu taburunda talimlerini yaparken bir taraftan da bandoda klarnet çalma görevi yüklenmiş. Burada hem okuma yazmayı hem de nota okumayı öğrenmiş. Askerlik dönüşü babasını kaybetmiş. Böylece ailenin geçimi onun üstüne yüklenmiş. Ancak bağlamayı da elden bırakmayan babam, annem Hacer Hanım ile evlenmiş, ağabeyim Hüseyin, ablam Huriye ve ben dünyaya gelmişiz. Hisardaki yerleşim yeterli gelmediğinden yeni gelişmekte olan şehir içinde bir eve taşındığımızı hatırlıyorum.

      Ekonomik durum babama meslek değiştirtir. Kahvehane açar. Üç telli bağlama duvarda asılıdır. Ünü yayılmıştır. Onun sazı ve sesini dinlemeğe gelenlerin ve gezginci aşıkların uğrak yeri olur kahvehanesi. Hevesli gençlere çalıp çığırmayı öğretir, onlara saz bulmada yardımcı olur. Bu uğraşlarını Halk Evleri kurulduğunda buralarda da sürdürür. Yörede eli saz tutan herkese emeği geçmiştir. Öğrenme ve öğretmeye çok önem verir bağlama ustaları; Kelerlerin Ethem Efendi ile Dülgerin Hüseyin Ağa’yı saygıyla anardı. Kendi akranları olarak Nuri Çavuş, Kambur Celâl, Terzi Sadık ve Arabacı Arap İbra’m ağa’yı deblek-darbuka çalan Fındık Hüseyin’i sayabiliriz.

      1942 senesinde Muzaffer Sarısözen’in İl İl Anadolu programına Ankara’ya davet edilmiş, sazına hakimiyeti ve değişik tavrı ile sesinin güzelliği dikkat çeken babama Radyo’da kalması teklif edilmiş ve kendisinden ilk olarak “Fincanın dibi noktalı” ile “Pembeli” türküleri derlenmiş. Ancak ailevî sebeplerle radyo’da kalmayan babam müzik çalışmalarını Kızılay ve Yeşilay gibi derneklerin gençlik korolarını çalıştırarak sürdürmüştür. Kahvehanedeki müzik faaliyetleri artınca çevrenin ısrarı ve teşviki ile müzikaletleri satışınada başladı. Kendi okuma-yazmasını yeterli bulmadığı ve ortookula kadar okuyan ağabeyimin ardından ablamı da okula göndermemesi yüzünden benim okumama önem verir, “oğlum okuyabildiğin kadar oku” diyerek önceki yanlışlığını düzeltmeye çalışırdı. Maddi imkansızlıklara rağmen benim DGS Akademisi Y. Mimarlık Bölümü’nü bitirmemi sağladı. Bu onun iftihar kaynağı oldu.

       Öğrenim için İstanbul’da olmam bir taraftan da bağlama çalmam benim de halk müziği camiasına girmeme sebep oldu. 1960’lı yıllardan itibaren MTTB ve MTTF’daki folklor çalışmalarına katıldım. İstanbul Belediyesi Konservatuarı Halk Müziği topluluğunda misafir sanatçı kadrosu ile uzun bir müddet görev yaparak öğrenimime devam ettim.

         Hisarlı lakabıyla tanınan babam, “İnegöllü” olan soyadımızı “Hisarlı” olarak değiştirdi. Daha önce bir konser sebebiyle babam ile Kütahya’da tanışıp ondaki değişik saz tavrını ve okuyuşundaki nağmelerin zenginliğini fark eden sayın hocalarım Nida Tüfekçi ve Yücel Paşmakçı ile babamı bir araya getirip ondaki bütün (40’ı aşkın) repertuarın TRT ye kazandırılmasına aracılık etmek bana nasip oldu. Bu beni mutlu eden bir olaydır. Kütahya’ya gelen Aşık Veysel, Aşık Davut Suları gibi aşıkların ve Radyo Sanatçılarının uğrak yeri haline gelen “Aşıklar Kahvesi” sonunda müzik aletleri satışı ile müzik dükkanına döndü ve babamın tüm zamanı müzik ile doldu. Aşık Ömer, Kunduracı Sadık, Veli Usta babamın genç saz arkadaşları oldular. Bu faaliyetler lise ve enstitülerdeki gençlere yöre türkü ve oyunlarını öğretmekle devam etti. Müzik çalışmaları devam ederken ibadetinide bırakmayan babam dükkanının açık kapısına bir sandalye koyarak namaza gider, ezan okur, sala verir veya ramazanlarda ilahîlere katılırdı. Hac farizasını yerine getirip Hacı olduktan sonra da çalıp söylemeye devam etti. Belirli çevrelerin “Artık Hacı oldun, elini eteğini çek bu işlerden” yolundaki eleştirileri onu kızdırır, “Ben sazımla Rabbime sizden daha yakınım” derdi.

      Gençliğinde “boğma rakı” yapıp içtiklerini söyleyen babamın aklım erdi ereli alkollü içki kullanmadığını bilirim. Sigarayı da orta yaşlarında bıraktı. Buna bağlı olarak da nefesinin güçlü olduğunu, hisara iki dakika gibi kısa zamanda inip çıkabildiğini ve hisarda türkü söylediğinde sesinin civar köylerden duyulduğunu öğünerek anlatırdı. Kendinden derlenen türkülerin Radyo Sanatçıları tarafından söylenmesi çok hoşuna gider, alçakgönüllükte “benden iyi söylüyorlar” diye memnuniyetini ifade ederdi. Yaşlı-genç, zengin-fakir, köylü-kentli demeden herkesle sohbet eder, türkü söylenmesi istendiğinde kızar “davul zurna da peşrev olmaz ne çıkarsa bahtına” der sazı bırakırdı. Doğal olarak saz hocamın babam olması düşünülürse de onun sağladığı aramızdaki baba-oğul mesafesi yüzünden ve utangaçlıktan, başkalarına saz öğretirken  sazlarının saplarına tebeşirle işaretler koymasına dikkat ederek edindiğim bilgiler ışığında ondan saklı öğrendim üç telli bağlamayı, Rahmetli ana’mın “O’nu da kendin gibi çalgıcı yaptın” sitemi üzerine durumu öğrendi ve “gel bakalım bundan sonra beraber çalıp söyliyeceğiz” dediği zaman ortaokul ikinci sınıftaydım. Ustalarından duyduğu birçok destanı ezbere bilir ve Kütahya türkülerinin kaybolması ve yozlaşması endişesiyle de onları bir kitapta toplamayı arzu ederdi. Sağlığında yerine getiremediği bu arzusunu ben ve torunu İsmail Pektaş ancak 1995yılında gerçekleştirebildik. Türkülerin öykülerini, notalarını ve oyunların tariflerini içeren “Hisarlı Ahmet yorumu ile Kütahya Türküleri” adlı bu kitap Güral Porselen’in sponsorluğu ile yayımlandı. İlgililere ve ilgili yerlere ücretsiz olarak onun anısına dağıtıldı. 4 Ocak 1984’de vefat eden babamın anısına birçok konser, radyo ve televizyon programı yapıldı. Hemşehrileri vefa örneği göstererek dükkanının bulunduğu caddeye adını verdiler. Kültür Parkı’na büstü konuldu. Ancak her kıymetli şeyde olduğu gibi “zaman (!) bunları da yok etti ve unutturdu”. Bu sebeple yerel kültürlere hizmet eden sanatçıların ve eserlerinin yaşatılması gelecek kuşaklara aktarılması görevi yalnızca yerel yönetimlere bırakılmamalı, Kültür Bakanlığı da onlara sahip çıkmalıdır. Sazındaki tavır ve türkü söylemedeki kendine has yorumu ve hançere kullanma tekniği yöre türkülerini halk müziğinin klasikleri durumuna getirmiş olmasına rağmen, ne yazık ki bunlar kendisinden stüdyo kaydı ile tespit edilemedi. Dinlediğiniz bu kayıtlar bir kısmı nota yazımı için derleme teypine kayıt yapan Yücel Paşmakçı’dan, bir kısmı da Kütahya’dan Muazzez Özker hoca hanımdan, çoğu da evimizde babamın keyifli keyifsiz zamanında kaydettiğimiz bandlardan elde edilmiştir. Eldeki bu amatörce kayıtlarla bir kültür hizmeti uğruna maddi çıkar gözetmeksizin babamın sesini gelecek kuşaklara iletecek cd ve kaset yapımına cesaret eden Sayın Hasan Saltık’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Bu tür çalışmaların devam edeceğini yakinen bildiğim için kaynak göstererek desteklenmesini salık veririm.

      Kütahya; İç Batı Anadolu’nun kültür birikimleri ve folklör değerleri bakımından zengin bir ilidir. Dağlık bölgede oluşu, iklimin sertliği yaşayışına etki etmiştir. Bunu türkü ve oyunlarında gözleyebiliriz. Ayrıca Germiyanoğulları, Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde beylikler yaşamış şehrin halkında gelenek ve göreneklerin zenginliği hissedilir (Altın tas içinde kınamı ezdiler, Ahmet Bey’in bir küheylan atı var, A hamamcı da ardında cariyesi önünde sultan gelir gibi).Yörede çanak, çömlek, çinicilik, oya ve altın sırma, gergef işleme gibi el sanatları da yaygındır. Müzikte de halk müziği ağırlıklı zengin bir repertuara sahiptir. Geleneklere ve dini akidelere bağlı yaşayan halk bunları özel günlerde türkü ve ilahiler söyleyerek ifade eder.

Düğünler, kadın ve erkeklerin ayrı ayrı toplanmaları ve eğlenmeleriyle gerçekleşir. Kız görme, kız isteme, kız hamamı, oğlan hamamı, çeyiz altı, kına yakma, kuşak kuşatma, gakmık, güvey salma, el öpme gibi evrelerle devam eden düğünlerde konuya ilişkin türküler söylenir (Gül ezerler, altın tasta kınamı ezdiler, a hamamcı, yasemin dalını yar neden eğmeli, bedestene vardım şalverı isterim, hisardan inmem diyor pembe basma don giymem diyor,  garagoyun goyunların beyidir, gidin bulutlar gidin gibi). Hanımlar -aralarına erkek almadıkları için- “salacı” adını verdikleri cengi kadının defi ile oynayıp türkü söylerken, türkü aralarını “Darilla lilla lilalom” gibi anlamsız müzik sözcükleriyle tamamlarlar. Erkeklerde bulundukları mekan itibariyle bağlama, deblek veya davul-zurna eşliğinde eğlenirler Bu ayrı ayrı toplanmalar türkülerin söylenmesinde kadın ağzı ve erkek ağzı gibi zengin üslupların çıkmasına neden olmuştur. Aynı türküde kadın ağzı söylendiğinde yumuşaklığı, zerafeti, kıvraklığı hissederken erkek ağzında sertliği, azameti, kabadayılığı gözlemleriz. türkülerin sözlü anlatımının güçlülüğü, ezgilerdeki sağlam ve zor müzik cümleleri ve melodi zenginliği dikkat çekicidir. Sözler genelde mani ve türkü tarzındadır. Sevgiyi, ayrılığı, hüznü, kabadayılığı türkülerin sözlerinde olduğu gibi müzik yapısında da hissederiz. Bu yüzden Kütahya türküleri, müzik eğitimi yapan konservatuar öğrencilerinin araştırmalarına, yüksek lisans tezlerine kaynak olmuştur.

Türküler oyunlu ve oyunsuz -ahenk türküleri- şeklindedir. Uzun hava türü olmamakla beraber ritimsiz başlayıp ritimle devam eden bir örnek vardır ( İki bülbül derelerde hun eder). Serbest söylenen iki ezgiyi -ki bunları herhangi bir türle ifade edemiyorum- kayıtta bulacaksınız (Leylam zülüflerin ve şu karşıki dağda bir kuzu meler ). Ezgi yapısı inici-çıkıcı, inici ve çıkıcı olarak tizden başlayıp pes perdede biter ya da pesten başlayıp birden tiz perdeye yükselir. Genelde geniş aralıklı olan ezgilere 5’li aralıktan 15’li aralığa kadar örnekler verebiliriz. Çoğunlukla Kerem, Garip, Bozlak, Yahyalı Kerem olan dizilere Kesik Kerem, Misket ve Müstezat ayağında da birer örnek verebiliriz. Yörede oyun olarak zeybek ve karşılama yaygındır. Bu nedenle 9 vuruşlu ( 9/8, 9/2, 9/4) usüllere çok rastlanır. 2 ve 4 zamanlı usüller de kullanılmıştır. Bileşik usüle de örnek verebiliriz. 7/4 zamanlı ve halk müziğinde örnek gösterilebilen 27 zamanlı usüller de vardır. 3 ve 5 zamanlı usüllere örnek henüz bize ulaşmadı. Halk çalgıları olarak telli mızraplı bağlama ailesinin tümü, vurmalı çalgılarda deblek,(çini ve çömlek) darbuka, davul, kaşık, zili sayabiliriz. Nefesli saz olarak ortaboy zurna, kaval,çoban düdüğü vardır. Yaylı saz olarak kabak kemaneye tek tük rastlanırsada yaygın değildir.

    Son olarak kişisel düşüncemiz; Ekonomik gelişme ve iletişim araçlarının artması, sosyal hayatı geliştirdiği gibi örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri olumsuz yönde etkilemiş ve bir toplumun hayat damarı olan folklörik değerler unutulup yozlaşmaya yüz tutmuştur. İşte bu yüzden de bu CD’nin önemi ve kıymeti ortadadır, dedi.

HİSARLI AHMET’İ ANMA GECESİ

       Kütahya İlinden Yetişenler Derneği olarak 09 Ocak 1989 Cumartesi gecesi “Hisarlı Ahmet’i Anma gecesi” tertip etmiştik. Bu geceyi kameraya alarak arşivimize kattık. Bu geceye gelen misafirlerin ve Kütahyalı büyüklerimizin konuşmalarını deşifre ederek konuşma sırasına göre yazıp unutulmaması ümidi ve gayesi ile yayımlamayı uygun gördüm. O tarihteki KİYD genel başkanı ve aynı zamanda Kütahya Belediye Başkanı Sayın Oral Kiper’in açış konuşmasından sonra sırasıyla misafirlerimizin konuşmaları şöyledir.

   Hayati Asilyazıcı (Bakırköy Bel. Basın danışmanı, Gazeteci, Eleştirmen, Yazar): Değerli konuklar, Türkiye’de folklör gerektiği şekilde önemini bulmakta bunun yanında uluslar arası yarışmalarda folklörümüz, türkülerimiz ve halk danslarımız gerçek değerine yeni yeni ulaşmaktadır. Bununda sebebi son yıllarda bu alanda çalışmaların yapılmasıdır. Belediyelerimizin ve folklörle ilgili derneklerimizin büyük katkıları olduğunu görüyoruz. Bizim kültürümüzün temeli folklördür. Geleneklerimizin en özü orada yatmaktadır. Folklörünü unutan bir ulus kültürünü de tarihe gömmüş demektir. Kütahya dediğimiz zaman çok ünlü çinisi ve folklörünü her zaman bilmişimdir. Ne zaman bir Hisarlı Ahmet’in Türkiye Radyolarına armağan ettiği türkülerini dinlediğimde işte o zaman Kütahya İlimizin, bölgemizin ne kadar tarihî bir geçmişe oturduğunu, ne kadar zengin bir kültüre sahip olduğunu sık sık hatırlamaktayım. Bu bakımdan bizim kültürümüzün en zengin kaynaklarının kesiştiği bir bölgedir. Özellikle batı Anadolu bölgesinde olması hem orta asyadan gelen kültür etkinliklerinin yani bütün doğuda, orta asyadan ve ege kültürünün kesiştiği bir bölgedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Kütahya’nın tarihî konumu her zaman büyük önem taşımıştır. Elbette Kütahya’da yeni şeyler yapılmaktadır. Bir mimar arkadaşımın danışmanlığında Kütahya Belediyesinin gerçekleştirmekte olduğu tarihî evlerin restore edilmesi çok sevindiricidir. Kültürümüze sahip çıkan böyle insanlara bizlerde sahip çıkmalıyız. Kütahya’lı Hisarlı Ahmet’e de sahip çıkmalıyız. Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

   Rıza Tekin Uğurel (İnşaat Mühendisi – Yazar): Muhterem büyüklerim sayın misafirlerimiz hoş geldiniz. Bugün kendisini anmak üzere toplandığımız Merhum Hisarlı Ahmet ağabeyimizin hayatı hakkında birkaç kelâm etmek üzere hasbel kader huzurlarınızdayım. Merhum’un hayatı hep iddiasız, ihtirassız ve sade geçmiştir. Şahsi çekişmelerden uzak mevki, makam hırsı olmadan bir beşerin ömrü müddetini tamamlayıp, geldiği yere dönmesi, ezel günü aldığı emaneti sahibine iade edebilmesi yegane saadet olsa gerektir. Bu saadete ermiş bulunan Merhum Kütahya’da Kal-ayı Balâ da hayata ilk adımını attığı günlerde memleketimizde Ermeni, Yahudi ve itthatçılardan ibaret üçlü bir cuntanın marifetiyle Sultan İkinci Abdülhamid han tahtdan indirilmişti. Tarihler 1908 yılını gösteriyordu. Memlekete hürriyet,müsavat ve demokrasi gelecek diye masal anlatanlar, memleket evlatlarını dört cephede savaşa sokmuşlardı. Bu şartlar altında bir erkek çocukları dünyaya gelen Ayşe hanımla Mustafa Efendi ona “Ahmet” ismini verdiler. Merhumun babası Mustafa Efendi yemeni ustasıydı ve “Yemenici Mustafa” diye anılırdı. Çocukluk yılları hisarın bedenlerinde geçmişti. Hisarlı Ahmet Bey delikanlılık çağını da Kütahya’nın mahalli toplantı ve sohbetlerinde, gezeklerinde saz çalarak, türkü söyleyerek geçirmiştir. Bu aralarda o günlerin bağlama ustası Dülgerin Hüseyin Ağa ve Nuri Çavuş’a talebelik, çıraklık yapmış onlardan feyz almıştır. Eskiler erkek evlatlarına nasihat ederken “han yap oğlum, han yap” derlermiş. Bilindiği gibi han insanların cemiyet olduğu biraraya geldiği yerlerdir. İşte biraz önce arz ettiğim nasihatin hikmeti de burada saklı olsa gerektir. Yani insanları toplayıcı ol, doyurucu ol, alıcı değil verici ol demektir. Son derece zeki, uyanık,nüktedan ve iyi bir Müslüman, sağlam bir Türk Milliyetçisi olan Hisarlı Ahmet Beyde han yapan bahtlılardan biridir. İsteyene, talip olana bir şeyler verebilmek için, hangi çatı altında olursa olsun gönlünü açık tutan bu büyük insan bir zamanların halk evlerine daha sonraları da Yeşilay cemiyetinde saz ve söz ocağını uyanık tutmuştur. Bilhassa Yeşilay cemiyetinde yıllarca sürdürdüğü ifade edilen çalışmaları sırasında sayısız ekipler kurmuş, sayısız talebeler yetiştirmiştir. Bu ekipler yurdun dört bir yanındaki gösterilerde hep takdir toplamıştır. Kütahya folklörüne alaka duyan yerli ve yabancı pek çok kimse kendisini ziyarete gelirdi.Türk Halk Musikisinin kıymetli sanatkarlarından Seha Okuş’u, Şahin Güntekin, Kemal Koldaş, Necla Abken ve Güner Karabacak hanımı Kütahya türkülerini en iyi şekilde icra ettikleri için sever, takdir ve minnetle anardı.Buna mukabil kendisine sık, sık ziyaret etmesine, hürmet göstermesine rağmen Özay Gönlüm’e kızdığı olurdu. Zira ona göre Özay Gönlüm Kütahya türkülerini Denizli ağzıyla okuyordu ve aslına sadık kalmıyordu. Burada izin verirseniz çok önemli bir nokta olduğuna inandığım bir şey arz etmeye çalışacağım. Büyük insanlar abide şahsiyetler hep birbirine benzemektedirler.Bu tip insanların tamamı karşılıksız veren, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen ve en önemlisi de kızdığı insanları nefsi için kızmayan ve sevdiklerini de nefsi için sevmeyen karaktarde olmalarıdır. Hisarlı Ahmet evlatlarından Mustafa Hisarlı’nın Kütahya folklörüne fîsebilillâh hizmet yolunda yetişmiş bulunmasına çok sevinmiş, aynı mızrabın, aynı tavır ve uslûbun oğlu vasıtasıyla devam ediyor olmasından büyük memnuniyet duyardı. Nihayet büyük Yunus’un “Bir garip öldü diyeler, üç günden sonra duyalar, soğuk su ile yuyalar,ş öyle garip bencileyin”. Diye anlattığı 04 Ocak 1984 akşamı 76 yaşında aramızdan ayrıldı. 05 Ocak günü ise Ahievran Kabristanına defnedildi. Babama sorduğumda bana naklettiği Merhum’la arasında geçen bir konuşmayı hatırladım.Yıllar önce Arapça ezanın yasak edildiği tarihlerde bizim evimizde Hatuniye camiine yakın olduğu için, Merhum o güzel sesiyle sabah salâsı verirmiş. Bu uzun müddet devam etmiş.Sonra babam demiş ki “Ahmet Abi, Allah razı olsun senin sesin çok güzel, bizi sabahları yıkıyorsun, yıkanıyoruz senin salânla ama yasaklanmış bu, senin başına bir şey gelmesin diyor. Nedense o tip insanlar birbirine hep abi demekten hoşlanır. (Babam dört yaş küçük ve onunda adı Ahmet) Hisarlı Ahmet demişki “Ahmet Abi, benimde aklıma geldi ama, sabahleyin o saatte uyanık olanlarda zaten inanmış, namaza kalkmış insanlar, uyuyanlarda zaten beni duymazlar merak etme demiş. Bu olay Merhum’un efeliğinden, zeybekliğinden, yapısından gelen cesaretini işaret etmek için arz ettim. Beni dinlemek lûtfunda bulunduğunuz için teşekkür ediyorum. Sürçü lisan oldu ise affola. Hayırlı akşamlar dilerim.

    Mustafa Peçen (Avukat, KİYD Kurucu Üyesi – Merhum): Efendim Merhum Hisarlı Ahmet Abi bizim mahallenin insanı değilsede benim kendisiyle olan ilişkim, malûm bizim derneğimiz 1951 yılında İstanbulda kuruldu.İstanbul’da ilk defa 3 Mayıs 1952 tarihinde Beyoğlu Tokatlıyan otelde “Kütahyalı’lar Gecesi”tertip ettik. O geceye başta Hisarlı Ahmet olmak üzere terzi Sadık Türk, Kambur Celal, Aşık Ömer, Hakkı Özevren, Osman Oryaşin ve Fındık Hüseyin gibi ustaları davet ettik. Çok güzel bir gece olmuştu. Daha sonraları İstanbul ve Ankara’da 50 li ve 60 lı yıllarda yapmış olduğumuz “Kütahyalılar Gecesi”lerine Hisarlı Ahmet ve ekibini davet ettiğimizde gelirlerdi. O itibarla ilişkilerimiz devam etmiştir. Ben sizlere  duyduğum bir olayı anlatmak istiyorum. Efendim Kütahya’nın Yoncalı Kaplıcaları var. Son zamanlarda çadır kurma âdetleri azaldı ama yinede bazı çadırlar kurulmaktadır. Evvelce birbirine benzeyen mahrutî çadırlar papatya tarlası gibi, halk bütün kışın yorgunluğunu çıkarmak için, imkanlar nisbetinde 15 gün bir ay orada vakit geçirirdi. Merhum Hisarlı Ahmet’de bir çadır kurmuş, sazı elinde usul, usul çalıyor. Bu sırada orta yaşlı birazda kilolu bir kadın çadırından elinde bohçasıyla çıkmış belliki hamama gidiyor. Bir, birbuçuk saat sonra kadın elinde bohçası hamamdan geri dönüyor. Ancak hem hamam yorgunluğu hemde çadırların birbirine benzemesi sebebiyle kendi çadırını geçip başka çadıra yöneliyor. Merhum Hisarlı Ahmet kadının hangi çadırdan çıktığını gördüğü için ikaz etmesi gerek ama tanımadığı bir kadınlada konuşmayı istemediğinden, sazını çalarak ve sazının sapıylada çadırını işaret ederek makamlı bir şekilde “Yanlış gidiyon, yanlış gidiyon” demiş. Kadın aldırış etmemiş ve yanlış çadıra girmiş. Baksaki çadır onların değil hızla dışarı çıkmış. Kendi çadırına doğru yürümüş. Bu sefer Hisarlı Ahmet yine sazıyla çalarak “Ben sana demedim mi? Ben sana demedim mi?” demiş. Kadın bunu duyunca “A ocağı sönmeyesi şunu doğru dürüst söylevesenya” demiş.

    Ahmet Yakupoğlu  (Ressam, Neyzen, Müzehhip, Minyatür Sanatçısı – Merhum): Hisarlı Ahmet’le çok güzel günlerimiz geçti. Bunlardan hatırımdan çıkmayan bir hatıram var. 1960 ihtilâlinden sonra Vali Ertuğrul Süer Kütahya’ya Silifke ekibini getirmek istiyor. Bu bizim tuhafımıza gitti. Silifke ekibi gelir, her türlü ekip gelebilir de. Bizim onlara gösterebileceğimiz şeylerimiz yok mu? Hele türkülerimiz, tavır türkülerimiz dede efendiler ayarında bestelerdir. Nihayet toplanalım dedik. Başımızada Hisarlı Ahmet ağabeyimizi getirelim dedik. Yalnız ve yalnız Kütahya havalarını çalmak üzere talim edelim dedik. Eli saz tutan gençler, yaşlılar ve sekiz kişilik bir zeybek ekibi toplandı. Bu birkaç ay devam etti. Belediye nikah salonunu da Ertuğrul bey açtı. Meğer Vali bey o zamanın kültür bakanı olan sayın Celal Tevfik Karasapan’ı davet etmek içinmiş. Kütahya’nın bütün eserlerini, kıymetlerini, çinisinden, folkloründen,  giyiminden, elişlerinden, resminden efendim akla ne geliyorsa hepsini göstermek içinmiş. Vali bey dedi ki “Eskişehir 153 000 nüfuslu büyük bir köydür. Kütahya küçük fakat kültür merkezidir. Onun için gelenlere her yönümüzü göstermek mecburiyetindeyiz.” Nihayet çalışmalarımız bitti. Bir gece şeker fabrikasının bahçesinde, havuz başında Kütahya’nın belki de o zamana kadar görmediği zenginlikte büyük toplantı oldu. Son derece zengin bir gösteri oldu. Defilesiyle, korosuyla ve diğer faaliyetler bakımından muhteşem bir gece yaşandı. Daha sonraları 3-4 sene sonra bu bakan bir Kütahya milletvekiline şunu söylüyor. “Çok Vilayetler dolaştım, her yerde bütün imkanlarıyla her şehir böyle geceler tertip ettiler. Ama Kütahya’yı ve o geceyi unutmamız mümkün değil.” diyor. Her vilayete 4-5 bin lira tahsisat gelirken Kütahya kültür müdürlüğüne o sene 40 bin lira tahsisat gönderildi. Hisarlı Ahmet görevlendirilerek, bende o zamanlar İstanbul’da idim, geldi beni buldu. Bu parayla kapalı çarşıdan turkuaz ve lacivert cuhalar ile zeybekler için gerekli lavazımat aldık. Hisarlı Ahmet Bey resmen halk evinde görevlendirilerek zeybeklerin elbiseleri diktirildi, her şey yenilendi.Yeni hükümet kuruluncaya kadar bu vazifeleri layıkıyla yerine getirdi. Senelerce Kütahya türkülerini, oyunlarını gençlere talim ettirdi. Kütahya türkülerini derledi, topladı.

     Ali Rıza Yıldırım Hoca (Takvacılar Camii Müezzini – Merhum):  Hisarlı Ahmet Abi dediğimiz zaman sadece türkülerle değil her yönüyle dolgun, zengin musikî bilgisiyle dolu Kur’an’ında hizmetinde olan birisiydi. Bizi tanıyanlar bilirler.13-14 yaşlarımızda Mollabey Kur’an Kursunda okurken Kur’an’a çok hevesimiz vardı. Kur’an Kursunun başında Hacı Ömer Erdoğmuş Hoca vardı. Kur’an’ın nasıl okunacağını bilen bir kimseydi. Kursiyerlerden 14-15 kişiyi seçti. Bugün Kütahya’nın merkez camilerinde görevli olanlar bunlardır. Rahmetli bize ilk olarak “Cevizin yaprağı dal arasında” yı öğretti. Bu türküyü 3-4 kere okuttuktan sonra aynı makamda kim okuyacak dedi. Bizler 13-14 yaşlarımızda makamın ne olduğunu bilmiyoruz. Ezan Türkçeden şimdiki hale yani aslına dönmüş. İçimizden birkaç arkadaşa tecrübe mahiyetinde okuttu. Ondan sonra Buhurîzâde Mustafa ıtrî Efendinin segâh Selâti ümmiyesini, tekbîrini okuduk. Bilahare uşşâk “Ömrün şu biten neşvesi tam olsun erenler” şarkısını öğretti. Uşşâk makamında nasıl Kur’an okunacağını Mevlüdün hangi bahrinin hangi makamda okunacağını ilk defa Makamı Cennet olsun, Allah ganî, ganî rahmet eylesin ondan öğrendik. Böyle bir gece tertiplendiğini duyduğumda yorgun olmama rağmen buraya gelmek lüzumunu duydum. Hiç olmazsa rahmetliye bir fatiha göndermiş olursak ruhu şad olur. Aslında büyük şahısları hem böyle anmak hem camilerimizde toplumun bulunduğu mevlûdde ruhuna fatihalar göndermek daha uygun olur. Buradada ruhuna birer fatihalar gönderelim. Ruhu şad olsun.

    Güner Karabacak Asil Yazıcı (THM Ses Sanatçısı):Çok saygıdeğer Kütahyalı’lar, böyle güzel bir gecede THM sanatçısı olarak bulunmaktan çok gurur duyuyorum. Sizlere çok özel bir şey söylemek istiyorum. Hayatımın dönüm noktası olan konservatuvarı bitirdikten sonra, Türk Musikisi mi ? Halk Musikisi mi? Sanatçısı olayım diye düşünürken bu sırada halk musikisi korosuna devam ediyordum. Kütahya türkülerini öğrenmeye başladığımda, okudukça halk müziği gözümde çok daha başka canlanmaya başladı. İçimde çok daha başka duygular uyandırdı. O gün THM sanatçısı olmaya karar verdim. Bunuda halk musikimizin dev isimlerinden olan Merhum Hisarlı Ahmet Bey’e borçluyum. Onu hürmetle anıyorum. Burada kendimi bir aile ortamında görüyorum. İzin verirseniz sizlerin bir hemşehrisi olarak görüyorum kendimi, izin verirseniz çok mutlu olacağım. Sağolun.

     Kütahya İlinden Yetişenler Derneğinin Merhum Ahmet Hisarlı’yı anma gecesi sanatçı Güner Karabacak’ın okuduğu Kütahya türküleri ile sona erdi. Kütahya’da Merhumun dükkanının olduğu caddeye ismi verildi. Birde Belediye kültür sarayının önüne büstü dikildi. Bu büst sonraki belediye başkanı tarafından kaldırılıp bir yerlere kaldırıldı. 2010 Yılında Kütahya valiliği, Kütahya belediyesi ve Kütahya tanıtım vakfı işbirliği ile bir heykeli sanatkar Mustafa Kemal Altınsoy’a yaptırılmış olup istasyon yolu kavşağına konmuştur. Mekanı cennet olsun.

hisarlı

1942 yılında Ankara Radyosunda;Hisarlı Ahmet,Aşık Sadık,Nuri Çavuş,Kambur Celal,

hisarlı1

HİSARLI AHMET

                                                                                                       Hazırlayan

                                                                                                         K.İ.Y.D Genel Başkanı

                                                                                                        Süleyman ÇANKAYA

Comments are closed.