ATATÜRK‘ün Kütahya‘ya ikinci ziyaretleri

kiyd_bursuAnlatan: Mustafa Hakkı YEŞİL (Kütüphaneci )
Sorular : Sinan ACAR (Kütahya Vali Mv.) , Ali Berberoğlu (Kütüphane Md.)
Ses bantından deşifre eden: Ali Berberoğlu
-Bir ve ikinci gelişini biliyorum,ancak üçüncü gelişini bilmiyorum.Gelmiş olduğunu duydum,görmedim,bizzat görmedim.Ama birinci ve ikinci gelişini gayet iyi gördüm.Birinci gelişinde bulundum.
Soru: Atatürk’ün ikinci gelişini anlatırmısınız?
-İkincisi şöyle başladı,ikinci,evvela halka duyurdular;Gazi geliyor diyerekten halka duyuruldu..Tellallarla haber verildi ve geleceği gün herkes istasyona koştu,bizde yine mekteple birlikte gittik,talebe olaraktan gittik ve bizzat bulunduk orada.Bu tren ile geldi,istasyona indikten sonra,istasyonda kısa bir konuşma yaptı,daha trende , pencerede.Bu konuşmasında,çok memnun oldum gibi konuştuktan sonra kompartımandan indi.Vali ve diğer zevatla konuştu,el sıkıştı.Halka da geldiğinize memnun oldum yürüyelim dedi.Aynen böyle,beraber.
Soru: Hocam yanında Latife Hanım da varmıydı?
-Var,var.Yanında Latife Hanım da vardı.Ve beraberce yüründü.Kendisine araba tahsis etmek istediler,at arabası,o zaman taksi,otomobil gibi bir şey yok.Fayton teklif edildi,hayır yürüyeceğiz ,dedi ve beraberce herkes.O kalabalık,hakikaten mahşeri bir kalabalık.O zamana göre en kalabalık zamanı Kütahya’nın.Ama bu cadde İstasyon Caddesi.Dar,toz toprak içinde.Gazi ,hanımı yanında,arkadaşlarıyla beraber konuşa,konuşa yürüdü,bizde arkalarından tabi,en arkadan,hatta öyle derdik;curniyiz,biz curniyiz,derdik.Sonradan gelen manasına,curniler meyanındaydık,en son gelenler meyanındaydık.Ve en son gelenler meyanında bizde şehre girdik.İlk önce Hükümet Konağına çıkarmak istediler.Hayır,dedi,Hükümet Konağı’nı gördük,dedi.Çünkü ilk gelişinde Hükümet Konağı’na çıktı,çok da kalmadı ha.Bir,iki şeye baktıktan sonra,şöyle şehre doğru doğru girelim,dedi.Aman Paşam ,yoruldunuz Hayır,yorulmak önemli değil.Bu konuşmaları gayet hafif duyuyoruz,Çünkü en gerideyiz biz.Fakat duyuluyor ses.Ve yürüdüler,yeşil Cami’yi ziyaret etti,bizzat girdi.Pek beğendi onu.Sonra oradan,karşı tarafındamıydı,daha aşağıdamıydı Belediye’ye girdi.Belediye orada zaten,şimdiki jandarma binası Belediye binası idi,oraya girdi.Sonra arkasında postahane vardı,postahaneye girdi zannederim.Pek iyice bilemiyorum ama Belediye’ye girdi.Sonra oradan Yeşil Cami’ye geldi.Yeşil Cami’den sonra şehre doğru yürüdü.Azim Çini Fabrikası var,şimdiki 30 Ağustos İlkokulu karşısında İş Bankasının bulunduğu yerde,Azim Çini o zaman Mehmet bey’in elinde orası ,oraya geldi ve daha sonra Ulu Cami’ye doğru yürüdü,camiye girdi,o muhiti dolaştıktan sonra ben daha ötesini hatırlamıyorum.Yani ama geri döndü ya,biz gine geri döndük.Liseyegeldi.O zamanki lise taş mektep dediğimiz Sultani,şimdiki Ticaret Lisesi.Bizde o zaman ,ben sultani öğrencisiyim.Son sınıftamı,yahut sekizinci sınıfta mı öyle bir şey olacak.Oraya geldik,gelindi.Tabi okula çıktık,bizde içeride.Çay ziyafeti verdiler,öğretmenler.Lise müdürü olan zat ve diğer öğretmenler var.Bir çay ziyafeti verdiler.Bu ziyafette bir müddet odada kaldılar.Şimdi o oda hala duruyor,ama restore edildi.Altı betonlaştırıldı.Ahşaptı önceden.Hemen merdivenlerden çıkıpta tam karşısına gelen oda var,o büyük odadır.Değiştirilmediyse eğer.Onun hemen yanıbaşındaki oda müdür odası idi.Girince sağda.Sol taraftaki oda yedinci sınıftı.Sonra altıncı sınıftı.Daha sonra sekizinci sınıf oldu.O müdür odasıydı,beri taraf muallimler odası ve toplantı odasıydı.Büyüktü ortadaki oda.İşte böylece çay ziyafeti verildikten sonra,çay ziyafetinin verildiği masaya böyle arkasını dayadı.Paşa şu vaziyette,elleri böyle.Hatta hala gözlerimin önündedir durumu,tavrı.Çünkü kapının tam dibine rastladı.Arkadaşlar ile birlikte dikiliyoruz.Böyle kapıdan bakıyorum içeriye.Böyle dayadı ve hitabesini,öğretmelere olan hitabesini tesbit etmiş.Kağıtlara tesbit etmiş,ondan ara sıra onlara bakıyor,söylüyor ve söyledi.Bütün salon dolu amma,salon dolu,gayet nette bir sesi vardı.Böyle tutuk falan değil.Net bir sesi var,o sesiyle söyledi,herkes duydu.Tabi dışarıya duyurmaya imkan yok.Sokakta da herkes var,kalabalık.Kalabalık ama hoparlör moparlör yok.Elektrik yok zaten.Hoparlör olması için muhakkak bir elektrik olması gerek.Elektrikte yok,o sırada.Böylece nutuk söylenildi.Muallimlere olan hitabı.Buna canım sıkılır benim,bir çok yerlerde Bursa Nutku bilmemne nutku denir.Gazetede de Kütahya Nutku diye yazıyor.Bunu yaygınlaştırmamışlar,yani bunu Kütahya Nutku,bu durum benim tuhafıma gidiyor.Ne diye Kütahya Nutku olarak anılmaz,bunu herkes biliverse oluverecek.O zaman gazeteler yazdı.Bende var,geçen gün okuduk ya.
-Soru:Peki Hocam,başka kimler vardı Atatürk’ün yanında bu ikinci gelişti.
– O kalabalık,o.O heyetin kısmı azamının isimleri var.Yani not olaraktan var isimleri.Zaten o gazetede var.Şey mesela başında İsmail Habib Bey var.Habib Bey o zamanlar Anadolu Ajansının muhabiri veyahut çok mesul biri.O verdi telgrafla haberi Yeni Gün’e ve Hakimiyet-i Milliye’ye ,nutkunu ,o yazdırdı Ankara’ya.Ertesi gün çıktı gazetede.İşte o ertesi günkü gazete var bende,yani o nutkun çıktığının hemen ertesi günkü gazete var ve tam olaraktan var.Yani kupür filan değil doğrudan doğruya gazete var.Böylece o nutuk söylendi.Nutuktan sonra tekrar zannederim ya kahve içtiler,ya çay içildi.Çünkü içeride bir takım çıkırtılı mıkırtılı bir şeyler oldu amma bu içerideki durumu bilmiyorum.Sebebi de bizi sınıflara dağıttılar.Yani salondan ayırdılar.Az sonrada indiler.Paşa ve tebabii indiler ve döndüler,istasyona döndüler.Yine aynı yoldan,o tozlu yoldan,yaya gittiler.Ama aşağıda bindiler mi binmediler mi bilmiyorum.Fakat yukarıdan indiler,mektep hududunu geçinceye kadar hep yaya yürüdüler.Ama yanındakilerin kimler olduğunu biliyoruz.Aynı şeye bir müddet sonra Ali Fuat Paşa geldi,aynı okula yani,Ali Fuat Paşa.Şey daha evvel geldi Refet Paşa geldi.(Ne amaçla geldiler?)İşde Refet Paşa Çerkes Ethem isyanında ona vazife vermişler.Oda Konya’da Süvari Kolordusunun kumandanı olaraktan bulunuyor.Ona vazife vermişler.Fakat ben İsmet’in rütbesi benden küçük diye kabul etmemiş.Derviş Paşa’yı göndermiş.Bizim Derviş Paşa isimli okulumuz var.Uzun zaman ismini muhafaza etti.Ta 30 Ağustos oluncaya kadar.Sonradan30 Ağustos oldu o okulun adı.Şimdiki 30 Ağustos İlkokulunun adı esas adı,evvelki adı Derviş Paşa,daha evvel Hadikatü-l-Maarif daha eskisi..Sonra Reşadiye Nümune Mektebi oldu ki biz oradan mezun olduk.Reşadiye Nümune Mektebi olduğu zaman 6 sınıflıydı.Biz buradan mezun olduk.
-Soru:Peki Hocam bu geziden sonra Kütahya’da belirli bir değişiklik oldumu?Devlet büyükleri bir yere gelirler,incelemelerde bulunurlar ve bu incelemeleri sırasında dikkatlerini çeken konularda talimat verirler.Buna ait halk arasında söylentiler varmı,veya Atatürk’ün dönüşünden sonra yapılmaya başlanan bir takım şeyler varmı,onarım olabilir,yeni yapı olabilir veya çinicilik denilmişti,değimli,buna ait bazı şeyler varmı,bu geziyle ilgili.
-Oldu,oldu.Başlıcası çinicilik üzerinde oldu.Atatürk’ün arkadaşı olan Nuri Conker Bey var.Nuri Conker zengin bir adam imiş.O sermaye de koyup burada bir porselen fabrikası yapmak istemiş.(Hangi yıllarda Hocam?) 23-24 filan.1924 sırasında alacak,24-25 yıllarında idi.O sermayeyi vereceğim diyor ve şirket de teşekkül ediyor.Bir takım kişiler de burada sermaye ilave ediyor.V e şirket kuruluyor.Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Bey var.Nuri Killigil.O Nuri Paşa onun küçük kardeşleri var Ertuğrul.İkisi de Almanya’daki çinicilik ve porselen okulundan mezun.Bunların ikiside geldiler buraya.Bunlar tecrübeler yaptılar ve böyle bir fabrika kurulması kararlaştırıldı.Netice bu.Nuri Conker de sermaye koydu.Böylelikle işe başlandı,tecrübeler yaptılar.Gayet güzel porselenler meydana getirdiler.Aksi gibi hiç elimizde yok.Yok elimde bir örneği,halbuki pek de yakınımızdaydı onlar,ama olmadı işte.Bu Oktay Aslanapa var.Üniversitede sanat tarihi profösörü.Onun babası vardı Celal Bey.Celal Bey bunların muhasebeciliğini yaptı.Bu şirketin ,bana o anlattı.Bu işin macerasını.Yani Nuri Bey’in sermaye vermesini,sonra diğerlerinin başkalarının da sermaye koyması,hep bunları anlattı.Ama sonradan ne olmuş.Nuri Bey’e demişlerki bu işi dağıtıyoruz.Sermaye konuluyor,işe başlanıyor,bir mütehassıs adam getiriyorlar,fabrika kurulmaya başlanıyor.Bu aşağıda şimdiki stadyumun yapıldığı yer mezarlıktı.Stadyumun kurulduğu yer büyük mezarlıktı.Ali Ağa Çeşmesi mezarlığı denirdi.Onun dibinde ,ucunda bir ermeni mezarlığı vardı.O mezarlık sonradan Belediye ye intikal etmiş .Belediye bu fabrikanın kurulması için bu şirkete hediye etti.Ve o mezarlıkta temeller atıldı,merasimle filan.Bina yapılmaya başlandı,epeycede yükseldi,ama ne oldu sonradan Nuri Bey’e demişler,buraya porselen fabrikası o kadar şey değil,karlı değil.Burada daha karlı bir iş var demişler.O nedir o iş,işte yine toprak sanayii ile ilgili bir kiremit tuğla fabrikası kuralım demişler.Nerde kuracağız? Bu şeyde Kütahya’nın bir noktasında diyorlar ve istasyonu gösteriyorlar.Şimdi istasyondaki Sümerbank fabrikası var ya,Sümerbank’ın kiremit ve tuğla fabrikası.O fabrikayı ilk önce onlar kurdular.Yani Nuri Bey’gilin o ilk fabrikası kurdu.Yani bu ilk teşebbüs tuğla fabrikası olaraktan tebdil-i makam etti ve kuruldu.Sonra oranın sahipleri de değişti.Nuri Bey yine başta yine o Nuri Conker yine başta ,fakat İspartalılar’ın Gıyas Beyi var,o Gıyas Bey sermayedar o da .Bir de Salih Ağa vardı.Veya Salih Efendi denilen şöyle topaç gibi bir adam,sakallı bir zat.Bir Hamdi Halit bey vardı gurupta.Bizim mektepten mezun,Sultaniden .Bizim Mahzar’ın arkadaşıydı.Öğretmen Mahzar var ya onun sınıf arkadaşıydı.Hamdi Halit’i müdür yaptılar.Halit müdür oldu.Burada birde öğretmen var,Selçuk bey diyerekten,bilmem biliyormusunuz ayakları topal (Selçuk Aygen) soyadını bilmiyorumEski itfaiye kumandanı varmış burada.Selçuğun kızkardeşi de vardı orada memur.Aliye Hanım diyerekten ,o da orada memur.Velhasıl böyle bir memur kadrosu ile o fabrika faaliyete geçti.Tuğla ve kiremit fabrikası.Porselen fabrikası battı ve tasfiye ettiler onu.Onu tasfiye ettiler.Nuri Paşa ile kardeşi Ertuğrul Bey gittiler onlar.İstanbul’a gittiler Zannederim iki sene kadar kaldılar burada onlar.(Aslında Kütahya’lı değiller ,Atatürk’ün teşviki ile burada yatırım yapıyorlar.)değiller. Çünkü Nuri Bey Atatürk’ün sınıf arkadaşı.Aslen Kütahya’lı bu Nuri Conker.Aile Kütahya’lı (Ama yerleşme başka yer).Yerleşmesi Selanik ,Selanik’e yerleşmiş.Atatürk’len Selanikten hemşeri.Hem hemşeri,hem sınıf arkadaşı.Hem Manastır’daki Rüştiye’de,hem İstanbul’da Harbiye’de Akademide filan.Hep sınıf arkadaşı beraberler.Ama O askerlikte ilerlemiş,sivil kısma geçmiş.Onun için bey olarak kalmış.Galiba binbaşılıktan ya da kaymakamlıktan emekliydi Nuri Bey.Böylece ilk iş olarak bu şey fabrikası yapıldı işte.O tuğla kiremit ve dediğim gibi evvela porselen denendi.Porseleni müteakip de bu yapıldı.Daha sonra o fabrika bir takım istialelere uğradı,satıldı.Nihayet Sümerbank mı almış,öyle bir şeyler olmuş,yani o şekilde.
-Soru:Peki Hocam,teşekkür ederiz,sağolun bu konuda başka bir diyeceğiniz yokmu Atatürk’ün ikinci gelişi olarak.
-Ha,ikinci gelişi olaraktan bu.Benim hatırladığım kısım bu.Ben bunu hazret ayrıca da yazarım. 24 Mart 1923

ATATÜRK‘ÜN ÖĞRETMENLERE HİTABI
“Muallime Hanımlar ve Muallim Efendiler,
Bu irfan yuvası altında hepinizi bir arada görmekten ve hepinizi selamlamaktan çok memnunum.
Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri memleketin geleceğini yoğuran irfan ordusudur. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir.
Fakat bu iki ordudan hangisi daha değerlidir, hangisi bir diğerinden üstündür? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz. Bu iki ordunun ikisi de hayatidir.
Yalnız siz irfan ordusu mensupları, sizlere mensup olduğunuz ordunun değer ve yüceliğini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya, niçin öldüğünü öğreten bir orduya mensupsunuz.
Biz iki ordudan birincisine, vatan çiğnemeye gelen düşman karşısında kan akıtan birinci orduya-bütün dünya bilir, bütün dünya şahit oldu ki- pek mükemmelen sahibiz. Vatanın dört sene önce düştüğü büyük felaketten sonra, yoktan var olan bu ordu, vatanı yok etmeye gelen bu düşmanı kutsal vatan toprağında boğup mahvetti. Yalnız bu orduya sahip olmakla, işimiz bitmiş, gayemiz bu ordunun zaferiyle son bulmuş değildir.
Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferin köklü sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun elde ettiği kazanımlar sönük kalır. Milletimizi gerçek mutluluğa, kurtuluşa ulaştırmak istiyorsak, bizi ölümden kurtaran ve hayata götüren bugünkü idare şeklimizin sonsuzluğunu istiyorsak bir an önce büyük, kusursuz, nurlu bir irfan ordusuna sahip olmak zorunluluğunda bulunduğumuzu inkâr edemeyiz.
Eski idarelerin en büyük kötülüklerinden biri de irfan ordusuna layık olduğu önemi vermemeleridir. Eğer önem verilseydi, geleceği emanet ettiğimiz sizlere, gelecek kadar güvenilir bir mevki verilmesi gerekirdi. Henüz üç dört senelik hayata sahip olan milli idaremizde irfan ordusu ile layık olduğu kadar ilgilenilememiştir. Fakat buradaki mecburiyeti milletin münevverleri olan sizler elbette ki daha iyi takdir edersiniz. Bütün kuvvetimizi yalnız cephede toplamaya mecbur olduğumuz bu kısa süre içinde tabiatıyla irfan ordusuyla gereğince meşgul olamadık. Lakin Cenab-ı Hakk‘a şükürler olsun ki düşman karşısındaki aziz ordumuz için harcadığımız bütün emekler mutlu sonucunu verdi.
Artık bundan sonra aynı kuvvet, aynı faaliyet, aynı istekle irfan ordusu için çalışacak ve birincide olduğu gibi bu ikinci ordudan dahi emeklerimizin, faaliyetimizin mutlu ve başarılı sonuçlarını aynı parlaklıkta elde edeceğiz.
Arkadaşlar, asker ordusu ile irfan ordusu arasındaki birliktelik ve alakayı belirtmek için şunu da ifade edeyim, kıymetli bir eserden ordunun ruhu kumanda heyetidir deniliyor. Hakikaten böyledir. Bir ordunun kıymeti kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür. Siz öğretmenler, sizler de irfan ordusunun kumanda heyetisiniz. Sizin ordunuzun kıymeti de sizlerin kıymetinizle ölçülecektir. İstiklal mücadelesinde üç dört senedir düşmanı topraklarımızda mahvetmek için yaptığımız savaşla ordunun ruhu olan kumanda heyeti değerlerinin yüksekliğini nasıl ispat etmişse, bundan sonra yapacağımız yenilikler milletimize bir karanlık gibi çöken genel cehaleti mağlup etmek savaşında da irfan ordusunun ruhu olan siz öğretmenlerin aynı yeteneği ortaya koyacağınıza eminim.
Bu konuda size güveniyor ve saygı ile selamlıyorum.”
24 Mart 1923-KÜTAHYA LİSESİ